deneme

Sanırım Sakallı Celal’e aittir, “Cehaletin böylesi tahsil ile mümkündür” sözü. Nedense TÜBA ve tıp fakültelerinin layık görüldüğü operasyonlar bana bunu hatırlattı. Orhan Bursalı ve Doğan Kuban TÜBA olayını çok güzel anlattılar. Ben yinelemeyeceğim. Akla ziyan şeyler. İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü ve Tıp Fakültesi’ndeki unvanlı öğrencilerimi “Neden TÜBA tahribatı için bir tepki göstermiyorsunuz” diye sorgularken onların büyük bir dertle baş başa olduklarını öğrendim. Bilmiyordum doğrusu. Muayenehanesi olan öğretim üyelerinin hasta bakmaları, hastaya değmeleri yasaklanmış.

Tamgün çalışacaklar ama hasta göremeyecekler. Ders vermeleri, araştırma yapmaları serbest, ama hasta bakmaksızın. Bu yüzden günde ortalama 120’ye varan ameliyatlar ortalama 20’ye düşmüş. Bazı bölümlerde (endokrinoloji) hasta bakacak kimse kalmamış. Öğretim üyelerine isterseniz iki yıl ücretsiz izin alın deniyormuş. Şimdi tamgün çalışan öğretim üyeleri hasta bakmayacak, ameliyat yapmayacak ve saatlerini doldurmak için çay kahve içip sohbet edecekler herhalde. Bir bölümü bu koşullarda ayrılmayı tercih edeceklerdir. Hastanelerin geliri de düşecek, borçları artacaktır. Hacettepe Tıp Fakültesi’nin çok zor durumda olduğunu öğreniyorum. Belki en iyi çözüm onun da Marmara gibi Sağlık Bakanlığı’na bağlanması olacak. Onu öteki tıp fakülteleri izleyecektir. Belki de fakültelerdeki boşluk hükümet ve YÖK atamaları ile doldurulacaktır.
Peki üniversitenin tıp fakültelerinin sayın yöneticileri dekanlar ve rektörler bu yürek yakan manzara karşısında ne yapıyorlar? Beni “Sizin öğrencinizim hocam” diye saygı ile karşılayan İstanbul Üniversitesi Rektörü ne düşünüyor? Bilimi, bilimselliği hayattaki en büyük, en hakiki yol göstericiyi bu ülkede göz ardı mı etmemiz bekleniyor? Bütün bu eylemler -operasyonlar demek daha doğru- kanun hükmündeki kararnamelerle gerçekleştiriliyor. Ne yapmak istiyor, neyi amaçlıyor bu hükümet ve nereye kadar? Her şeyi, her kurumu ele

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bekir COŞKUN